16 Şubat 2015 Pazartesi

   Uzun zamandır aklımdaydı, bir blog açma fikri. Uyduruktan da olsa açarım da belki içimde biriktirdiklerimi yazar yazar silerim, belki de silmez kaydederim diyordum. Ama hep erteledim. Kim uğraşır ki dedim. Ben yazacağım da gene ben mi okuyacağım? "Kim ne yapsın benim yazdıklarımı okuyup da?" diyerek hep erteledim. Ama bugün anlıyorum ki sadece beni iten gücü yakalayamamışım şu ana kadar. 


   Evet, yazmaya yeteneğim vardı eskiden beri. Öğretmenlerim de beğenirdi yazıp çizdiklerimi her zaman. Allah'ın bana bahşettiği güzel yeteneklerden biri, şükrediyorum. Ama yazmıyordum, sahi neden? Madem böyle bir yetenek vermiş bana, neden bu zamana kadar harcadım onu? El melekelerim doğru anı mı bekliyordu yani? Peki neden şimdi? Doğru zaman bu olmamalıydı, keşke olmasaydı. 

   Özgecan; ne yazık ki benim ilham perilerimi bana geri getiren, senin gibi güzel, masum, hayallerini yaşayamadan aramızdan ayrılan bir genç kız. Keşke bu blogu senden önce ya da senden çok sonra açmış olsaydım diyorum. Ancak sen, öyle bir duygu silsilesi yaşattın ki geride kalanlara, bizlere; benim için de yazmanın tam zamanı gelmiş oldu aniden. Daha önceden başlatmayı istediğim, hatta sadece laf olsun diye içimden gelenleri yazacağım dandik bir yer olacaktı burası. Ama olmadı. Seninle ciddileşti yazma isteğim ve sen benim gibi birçoğuna daha ilhamsın artık. 

   Kimimiz resimlerimize çizeceğiz o masum bakışlarını, kimimiz bestesini yapacağız o bakışlardan süzülen hayalleri ve umutları. Kimi siyasi veya sivil protestolarla, kaderinin başkasına bulaşmasına engel olmak için, bir grup insanlıktan yoksun nefsine yeniğin senden çaldığı haklarını geri almak adına kan dökecek, ter dökecek; kimi de benim gibi yazıp çizecek senin için ve senle aynı kaderi paylaşmış nice kadınlarımız için.

   Üç gündür, senin için yazılanları okuyup duruyorum. Üç gündür senin için yazıyor, rt.ler yapıyorum. Küfrediyorum, yazıp yazıp siliyorum, hırslanıyorum, duruluyorum. Yine de nasıl rahatlarım bilmiyorum. Sana kıyanları öldürsem rahatlar mıydım? Hayır. Acı çektirerek öldürsem? Belki. Acı çektirsem, işkence etsem, sana yaşattıklarını birebir onlara yaşattırsam ve öldürmesem, ölmek için yalvarana dek canlarını yaksam... Evet, sanırım.

   Hayır, güzel gözlü kız. Seni geri getiremedikten, hayallerini sana geri veremedikten, mezuniyet diplomanı eline tutuşturamadıktan sonra bir kıymeti yok. Kaybettiğin güzel geleceğini sana geri teslim edemedikten sonra kıymeti yok. Ana babanın, tüm sevdiklerinin yüreğine düşen ateşi söndüremedikten sonra bir kıymeti yok. Ne zaman rahatlar içimiz bir nebze de olsa biliyor musun? Adalet yerini bulduğunda... Adalet, bu ülkede "gerçekten" yerini bulduğunda, içimiz rahat edecek belki az da olsa. Az da olsa diyorum, çünkü seni geri getiremiyoruz. Seni ve senin gibi daha nicelerini güzel kız. Allah sana sonsuz rahmetini bahşetsin. Beren Saat'in de söylediği gibi, "Dilerim son gününü hiç hatırlama Özgecan, hayallerinle huzur içinde uyu."

   Kadına şiddet, duygusal ve fiziksel şiddet, bizim ülkemizin kanayan değil kangren olmuş yarasıdır. Ben kendimi bildim bileli erkeği bir tehdit unsuru gibi görür haldeyim. Neden bu psikolojiyi yaşadığımız hakkında en ufak bir fikriniz var mı, erkekler, size soruyorum? Tabii ki yok, çünkü bu soruyu kendinize sormuş olsaydınız bunun gibi olayları her gün satır satır, sayfa sayfa okumuyor ve saatlerce kadına şiddet içerikli haberleri ve söyleşileri dinlemiyor olurduk. Siz, erkekler; eğer bu soruyu kendinize sormuş olsaydınız, biz bu ülkede sığınma evlerine ihtiyaç duymuyor olurduk. Sorsaydınız kendinize, eşinden şiddet gören kadınların devletten korunma talep etmesine tanıklık etmiyor olurduk. Sorsaydınız, insan olurdunuz, İNSAN!

   Allah razı olsun, Türkiye'nin yaşadığı bu acıya duyarlı olan bir sürü erkek vatandaşımız olduğunu görmüş olduk. Lakin bu acı olayı kendi çıkarları için kullanmış olan bir grup kendini bilmez şerefsizin konuyu çarpıtmasına ve  din, dil, ırk, mezhep davasına sürüklemiş olduklarına da şahitlik ettik. Bunu yapanların arasında ayrıca "kadınların da" olduğunu gördük. Şimdi bir şey söyleyeyim mi? Kibar olmayı bırakıp, verip veriştireceğim canımın istediği kadar. Çünkü sizin gibi adi, şerefsiz ibnelerin yaşamaya bile hakkı olmamalı.

   Ben inanmak istiyorum ki hala kadını baş tacı eden, onun Allah'ın emanet ettiği bir varlık olduğunun bilincinde olan erkeklerin de aramızda olduğuna. Tanık da oluyorum ama ne yazık ki yeterli olmuyor. Çünkü burası Türkiye ve kadınlarımızın yapmaya ve düşünmeye mecbur bırakıldığı birtakım inceliklerin olduğu bir ülke. 

   Mini etek giyme, başını açma, başını örtme çirkin oluyorsun, ooo yavrum mini etek giymelisin dehşet yakışıyor, oraya bakma, dışarı çıkma, akşam geç gelme, minibüse yalnız binme, taksiye binme, ille bineceksen de durak taksisi olsun, taksiciyle muhabbet etme, telefonla konuşuyor gibi yap, irtibatta kal, arkana bakma, çok hızlı yürüme çok da yavaş yürüme, aman dikkat çekme takip ederler, saçını savurma, kahkaha atma, gülümseme, kalabalıkta konuşma yollu sanacaklar, erkekten önce kadın konuşmaz hafif görürler, elini kolunu sallama, pantolon giy, hayır pantolon giyme, topukluyla gezilmez adın çıkar, etek giy, sakın ha etek giyme rüzgarda havalanır, çarşafa bürün, çarşafa girme içindekini daha çok merak ederler, aman ha kızım yapma öyle şeyler, iyice kapat ayağının ucu görünmesin, tamamen kapatma her yerini şöyle sanırlar, aman sakın açma kendini böyle sanırlar, ruj sürme, gözünü boyama, oje sürme, kırmızıysa hiç sürme, denize girme, denizden çıkma, erkekten arkadaş olmaz yatağa atarlar, erkekten arkadaş olur dertten anlarlar, şunla konuş bunla konuşma, şimdi git yarın gel, bugün öl, bugün diril... Yettiniz!!!

   Rahat bırakın bizi, gençliğimizi, çocukluğumuzu, öğrenciliğimizi, iş hayatımızı, anneliğimizi, duygusallığımızı, hassasiyetimizi rahat bırakın! Başörtümüzü, saçımızı, çarşafımızı, eteğimizi, elbisemizi, pantolonumuzu, iç çamaşırımızı, ayakkabımızı, makyajımızı, ojemizi, bizi; rahat bırakın o.....nun evlatları. 

   Rahat bırakın bizi, özgürlüğümüzü, haklarımızı, dünyamızı, hayallerimizi, hedeflerimizi, benliğimizi, seçim hakkımızı, daha her ne haltımız varsa rahat bırakın işte! 

   Ne zamandan beri Allah'ın koruman için sana bahşettiği bu varlığı, kadını, ötekileştirir oldun! Sen kendinde bu cesareti ne zamandan beri bulur oldun? Ne zamandan beri bu kadar isyankar ve günahkarsın? Ne zamandan beri Allah'ın emrine, emanetine riayet etmez oldun? Ne zamandan beri bu kadar alçaldın, sen! 

   Erkek olmak kolay dostum. Bir "Y" kromozomuna bakar. Allah'ın her şeye gücü yeter, kaldı ki seni erkek olarak yaratmak mı O'na zor gelecek, haşa. Ama Yaradan, yarattığı kuluna bir şey daha vermiş, ki biz ona "irade" diyoruz, senin ADAM olmakla ADAM olmamak arasında karar vermene olanak sağlıyor. ADAM olmayacağım diyorsan, sen şeytanın bile oynamaktan artık zevk almayacağı şeytandan da beter bir şeysin, bilesin! Karartmış olduğun kalbinle ve çekirdek kadar hacmi olmayan beyninle -beyinsizliğinle- senin mezarda bile yatacak yerin olmaması temennimdir.

   İnanıyorum, hala hayallerimizde yaşattığımız beyaz atlı prensler orada bir yerlerde; her biri kendine kalbini açacak prensesini bekliyor. Sevmek, korumak, kollamak, şiddetten ve kavgadan uzak tutmak, mesut etmek için... ADAM olmuş bir baba, bir eş, bir ağabey, bir arkadaş, bir sevgili, bir amca, bir damat, bir erkek kardeş, bir enişte, bir erkek evlat, bir dede, bir vs. olarak...

   Bu akşam, birkaç çift gözyaşı oldun göz pınarlarımda ve kirpiklerimi ıslattın kömür gözlü güzel kız. Rahat uyu, dualarımız seninle...